Now Playing Tracks

Nereden başlasam bilmiyorum. Hiç de bilemedim zaten. Ama başlamam gerek. En azından ruhumuza hapsettiğimiz kelimeler dilden dökülmüyorsa yapmamız, yazmamız gerek. Bir hikayem var demiştim. Üzerinden bir haftadan fazla süre geçmesine rağmen aynı umudu aynı heyecanı taşıdığım bir hikayeydi. Ama sonunda ne ayakkabı ayağıma oldu ne de elmanın zehiri geçti. Bir cam tabutun içinde hissediyorum kendimi desem yalan söylemiş sayılmam. Her hikayeye mutlu son yazılmıyor ne yazık ki. Mesela uyanık kurt babaanneyi yedikten sonra ortadan tüyüp ; kurbağa prens de bir arabanın altında ezilebiliyor. Başka bir zamanın tartışması tabi bu. Şu anda gayet düz hatta tek taraflı bir hikayeden bahsediyoruz. Ne bir cadı var ne de şatafatlı elbiseler… İşinizi görür mü bilmem ama kalp kırıklıkları arşivini güncellemiş bir hatun kişisinden söz ediyoruz. Umudu en güzel yerinden paramparça edilip hayata geri bırakılmış. Hayata geri bırakılmak. Hayat… Hayattan ne anlıyoruz acaba? Nasıl devam ettiriyoruz senelerce? Bir insan hayatının devam etmesi yemek yemek, su içmek ve nefes almakla sağlanır diye bir yasa vardır . Bunlar sağlanmazsa dakikalık hatta saniyelik ölümlerden bahsederler. Siz birde hayal kırıklıkları ile karışık umutsuzluğu deneyin. Her dakika ölüyorsunuz ama nefes alıyorsunuz. Bir tek lokma lafa kanacak takatiniz yok ama açsınız.. Karadasınız, aklınıza , kalbinize o kadar yerleştirdiğiniz biri var ki düşüncelerle boğuluyorsunuz ama susamışsınız. Yani hayattasınız ama ölüyorsunuz. Çaresi yok dostlarım. Hastalık değil bu bir ilaçla düzelsin. Umut bu , hayal… Kırmayın. Bir insanın hayallerinin katili olmayın. Şu dünyada bunları iyileştirecek bir şato henüz inşa edilmedi ne yazık ki…

"İyiyim" taklidi yapamadığım bir güne başlamış gibi hissediyorum bugün kendimi. Hava sağanak yağışlı . En azından bendeniz tarafından hissedilen hava bulutlu gösteriyor. Bakmayın siz bana. Yine dertleri dinler her türlü yardım ve ilgiyi gösteririm. Ama buluşmayalım ne olur. Saklayamam , sizi de üzerim. Konuşamam sizinle bunları. Gözlerden akan küçük damlaların insanın içinde ne büyük okyanuslar yarattığını bilirim ben. Düzeleceğim. Kendime geleceğim. Hep ayağa kalkarım ben. Merak etmeyin. Onu içimde öldürürken kendimi korumayı bende öğreneceğim. 

Kendime itiraf edemediğim bir kaç cümlem var benim . Yanılmam ve duvara çarpmamı içeren bir hikayem var. Yıllarca ilk görüşte aşka hatta aşka bile tam olarak inanmayan kendini realistik , rasyonalist bir insan olarak nitelendiren biri olarak tatilin son günlerinde bir göz göze gelmenin getirdiği son noktayla buradayım.  

Olay Marmarisin Turunç koyunda geçiyor. Küçük sevecen bir yer .  Bir gördüğünüz  insan oranın yerlisiyse her gün görebilme hatta bir dahaki sene karşılaşma ihtimaliniz olan bir yer. İki sene önceki tatilimden biliyorum. Her yer herkes tanıdık. Kaldığımız yer aynı hatta. Bir kaç şey değişmiş tabi. Aşcısı , bir kaç garsonu .. Her neyse . Önceki gelişimde tekne turu yapamadan dönmüştük. Bu sefer yapalım dedik . 3. günümüzdü .  Bu arada 4 kişilik  bir kız takımıydık . Yaşca da benden büyük olmaları tatili biraz daha güzel kılıyordu. Sabah iki kişi teknede güzel bir yer bulmak için erkenden binelim dedik . Tekneye adım atıp kafayı kaldırmamla onu görmem bir olmuştu. Gözleri denizi yanında hafif sönük bırakıyor saçları gün batımı manzarasına meydan okuyabilecek gibi duruyordu. Kendime telkin vermeye başlamıştım ” hey ne oluyorsun? ” Bir yere oturduk . Ekibin kalan kısmı tekneye binince yolculuk başladı. Onu gören bana ithamda bulunuyor ve biraz daha körüklüyorlardı. Yolculuk boyunca kaçamak bakışlarla bakmadım değil . Yalan söylemeyeceğim . Arada göz göze geldik. Zaman nasıl akıp gitti bilmiyorum. En son inerken onu geride bırakmanın acısı vardı. Günün tek kazancı adını ve yaşadığı yeri öğrenmek oldu. Eve dönüp hazırlanırken yüzü sanki kazınmıştı. “Kendine gel!” diyerek kendimi uyarıyor olmam bir etki etmiyordu. Dışarı çıkıp sokakta yürürken karşımıza çıkınca içimdeki sevinci tahmin edemezsiniz. Ama sonradan dank ediyor bazı şeyler. Hala arkamı dönüp bakmadığım için pişmanım.  Bizimkilerin gülümsemesi beni biraz daha utandırsada ne yapalım . Farklı bir duyguydu bu benim için. Geri dönüşte odaya girene kadar etrafta ona bakınıyordum. Söylediğim gibi orası küçük bir yer. Ve 1 saatte 2 kez karşılaşma imkanınız bile var. Ama benim için öyle olmadı. Uyumak bir problem haline geldi . Yolu gören balkonumuzda bir sandalye çekip hemen bir slow şarkı ile süsledim kendimi. Nasreddin hoca misali “Ya geçerse ?” . Geçmedi. Bende yorgunluktan uyumayı başardım . Sabah olduğunda gözlerimin etrafı araması eşliğinde kahvaltıya inerken yine görememiştim. Denize girip çıkışlarda yine yoktu. Eve dönüşte hala görünmüyordu. Gece odada unutulan eşyayı almak için çıkarken onu gördüm. Büyük bir tesadüftü. Biraz yakın olsa kalp atışlarımı duyacağından endişelenebilirdim. Odadan dönüşte sofradaki 4. dublemide içip iyice uyku problememi ortadan kaldırdım. Bu sefer balkon yoktu. Ama ertesi akşam eve dönecektim. Onu bir daha göremeyecektim . Bu düşüncelerle uyuya kaldım. Son bir tekne turu yapalım dedik. Saatleri ayarladık. Benim tek umudum o tekne olmalıydı. Onu son bir gün görüp bu sefer tanışacaktım. Şans bu ya. O gün seferleri yokmuş. Gün boyu bizim ekibe yazanlar benim için rüzgara bırakılmış kuru bir yapraktan farksızdı. Aklımda bir tek o vardı. Öyle ya da böyle tekne turu bitince kendimi karaya nasıl bıraktım bilmiyorum. Hemen etrafa bakındım son bir umut. Odaya gidene kadar her yerde onu aradım. Valizlerle otogara gidecek aracı bekleyene kadar onu aradım. Yoktu. Oradan ayrılmanın hüznü birde üzerine o eklenince ne yazıkki bir kaç gözyaşımı Turuncun kaldırımlarına bıraktım. Otogara gidene kadar kurduğum cümlelerin sayısı 5i geçmezdi herhalde. Otobüse biner binmez içimdeki acıyı tahmin edemezsiniz. Eve döneli beş gün oldu. Ve hala aynı hissiyatla küçük bir mucize bekliyorum. Söyleyeceğim şu eğer inanmıyorsanız aşka hele ilk aşka . Zorlamayın , iddalaşmayın. Dindar biri değilim pek . Ama yetkili biri varsa diye söylüyorum eğer bir mucizen olmayacaksa şu içimdeki duyguları alır mısın? Canım biraz yanıyorda.

to-peace:

Malumunuz Tumblr’da yılbaşı çekilişi oldu bu sene. Normalde önyargıyla bakardım bu tarz etkinliklere ama “ulan hatıra olur” diyerek hiç düşünmeden yazdırdım ismimi. İyi ki de yazdırmışım. Dünyalar tatlısı bi insanla eşleştim. Eminim benim gibi bir sürü insan da bu etkinlikten memnundur. Yeni yeni arkadaşlıklar, yeni yeni ilişkiler kurulmuştur eminim. Öncelikle böyle güzel bi etkinliğe o müthiş yaratıcılığıyla vesile olduğu için Pınar’a (mutluatyoktur) bin teşekkür. Ve gelelim Sena’ya (portakalliornitorenk.) Sena o kadar tatlı bi insan ki, o kadar olur. Kıbrıs’ta olduğumdan ve kargonun problem olabileceğinden ötürü Türkiye’ye gelişimi bekleyelim dedim, nasıl olsa acelemiz yok. O yüzden hediyelerimizi anca ulaştırabildik birbirimize. İkimizinki de aynı günde ve muhtemelen aynı saatlerde ulaşmış :) Henüz çok derin bi muhabbetimiz olmamasına, birbirimizi yeterince tanıyabilecek kadar zamanımızın olmamasına rağmen beni en mutlu edebilecek yüzümü en çok güldürebilecek şeyleri gözlemleyip tespit etmiş kafasında. Ve başarılı da olmuş! Yanında da klasik öğrenci hayatımın muhteşem ikilisini göndermiş. Mizahına hayran kaldım :) Bu blog sitesini kullanmaya başladığımdan beri, burada tanıştığım ve tanışabileceğim güzel insanların varlığına hep inandım. İyi ki varsınız!

Ozan söylenebilecek en güzel şeyleri söylemiş.Hayır insan iki üç güzel sözde bize bırakır. :)
Zoom Info
to-peace:

Malumunuz Tumblr’da yılbaşı çekilişi oldu bu sene. Normalde önyargıyla bakardım bu tarz etkinliklere ama “ulan hatıra olur” diyerek hiç düşünmeden yazdırdım ismimi. İyi ki de yazdırmışım. Dünyalar tatlısı bi insanla eşleştim. Eminim benim gibi bir sürü insan da bu etkinlikten memnundur. Yeni yeni arkadaşlıklar, yeni yeni ilişkiler kurulmuştur eminim. Öncelikle böyle güzel bi etkinliğe o müthiş yaratıcılığıyla vesile olduğu için Pınar’a (mutluatyoktur) bin teşekkür. Ve gelelim Sena’ya (portakalliornitorenk.) Sena o kadar tatlı bi insan ki, o kadar olur. Kıbrıs’ta olduğumdan ve kargonun problem olabileceğinden ötürü Türkiye’ye gelişimi bekleyelim dedim, nasıl olsa acelemiz yok. O yüzden hediyelerimizi anca ulaştırabildik birbirimize. İkimizinki de aynı günde ve muhtemelen aynı saatlerde ulaşmış :) Henüz çok derin bi muhabbetimiz olmamasına, birbirimizi yeterince tanıyabilecek kadar zamanımızın olmamasına rağmen beni en mutlu edebilecek yüzümü en çok güldürebilecek şeyleri gözlemleyip tespit etmiş kafasında. Ve başarılı da olmuş! Yanında da klasik öğrenci hayatımın muhteşem ikilisini göndermiş. Mizahına hayran kaldım :) Bu blog sitesini kullanmaya başladığımdan beri, burada tanıştığım ve tanışabileceğim güzel insanların varlığına hep inandım. İyi ki varsınız!

Ozan söylenebilecek en güzel şeyleri söylemiş.Hayır insan iki üç güzel sözde bize bırakır. :)
Zoom Info

to-peace:

Malumunuz Tumblr’da yılbaşı çekilişi oldu bu sene. Normalde önyargıyla bakardım bu tarz etkinliklere ama “ulan hatıra olur” diyerek hiç düşünmeden yazdırdım ismimi. İyi ki de yazdırmışım. Dünyalar tatlısı bi insanla eşleştim. Eminim benim gibi bir sürü insan da bu etkinlikten memnundur. Yeni yeni arkadaşlıklar, yeni yeni ilişkiler kurulmuştur eminim. Öncelikle böyle güzel bi etkinliğe o müthiş yaratıcılığıyla vesile olduğu için Pınar’a (mutluatyoktur) bin teşekkür. Ve gelelim Sena’ya (portakalliornitorenk.) Sena o kadar tatlı bi insan ki, o kadar olur. Kıbrıs’ta olduğumdan ve kargonun problem olabileceğinden ötürü Türkiye’ye gelişimi bekleyelim dedim, nasıl olsa acelemiz yok. O yüzden hediyelerimizi anca ulaştırabildik birbirimize. İkimizinki de aynı günde ve muhtemelen aynı saatlerde ulaşmış :) Henüz çok derin bi muhabbetimiz olmamasına, birbirimizi yeterince tanıyabilecek kadar zamanımızın olmamasına rağmen beni en mutlu edebilecek yüzümü en çok güldürebilecek şeyleri gözlemleyip tespit etmiş kafasında. Ve başarılı da olmuş! Yanında da klasik öğrenci hayatımın muhteşem ikilisini göndermiş. Mizahına hayran kaldım :) Bu blog sitesini kullanmaya başladığımdan beri, burada tanıştığım ve tanışabileceğim güzel insanların varlığına hep inandım. İyi ki varsınız!

Ozan söylenebilecek en güzel şeyleri söylemiş.Hayır insan iki üç güzel sözde bize bırakır. :)

Ve en kötüsü iki sene boyunca sevdiğin hatta aşık olduğun insanla bir gün konuşmaya başlarsın. Hani dersin tamam ya bu sefer tamam. Umudum var iki sene bekledim sonuçta . Ağladım , üzüldüm , bekledim , yalnızdım mesela. Sol tarafta bir şeyler eksikti.. Tabi konuşursun , mesaj atarsın. Hastalanır senin canın acır , başı ağrır sende o ağrıyı çekersin. Üzülür , üzülürsün .. Hep mesaj atan kişi olursun çünkü önemlidir senin için . Bilirsin atmazsan atmayacak , kim bilir belki uzaklaşacak? Bir gün bir bakarsın o mesaj atmış. Heyecandan yerinde duramazsın. Sanki kalbin yerinden çıkacak gibi olur . Öyle bir olur ki kalbinin sesini duyduğuna yemin edebilirsin. Gelen mesaj nettir “ Çok üzülerek söylüyorum ama sana karşı biseyler hissedemiyorum hissetmek istedim denedim ama olmuyor . Olmuyor yani.” . Evet sevgili Necip Fazıl haklısın. O kadar beklemeye ne yazık ki sonuç aynı hezeyan. Mezardaki bir ölüden daha ölüyüm şu sıralar. Ama yaşayanlara dip not “hayat aslında güzel , kuşlar uçuyor” . Sevgilerimle. :)

"Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı. Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım. Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya. Manzaraysa ayrılığa sıfır! İşte,her şey hazır.. Acılarımla iki lafın belini kırdık. Yokluğunda bir kuş sütü eksik..

Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik…”

Cemal Süreya..

We make Tumblr themes